İstanbul yeraltı ve punk sahnesinin 2000 sonrası ikinci dalgası 90’lardaki kadar ilgi görmemiş, eski okullular tarafından sahiplenilmemişti. Camiada 90’ların sonunda olanlar olmuş, yaşanan yaşanmış, öküzler ölmüş, ortaklıklar bozulmuştu… Scene sabun köpüğü gibi dağılmış, uyuşturucular değişmişti… Kimi yerinde saymış, kimi boyut atlamış, kimi okyanus aşmış, kimi kendini asmış, kimi ekmek derdine düşmüş, kimi aydınlanmış, kimi hala olan biteni idrak edememiş, kimisi mezun olmuş kimi malülen emekli punk abiler ablalar, 2000’li yıllarda kalan son enerjilerini yine “90’larda neler oldu, neler olmadı” üzerinden yaptıkları entellektüel tartışmalara harcıyor, tarihi yeniden yazıyor, sınırları yeniden belirliyorlardı. Oysa onları tarihin tozlu sayfaları arasından çekip alacak ve onlara hakettikleri değeri verecek bir nesil emeklemeyi bırakmış yavaş yavaş ayağa kalkıyordu… Kendilerinden sonra gelecek yeni bir akıma tahammülü olmayan 90’lar ordusu, bunca “mücadeleyi” bunca zaiyatı boşuna mı vermişti? Bu kadar emek milenyum bebeleri gelsin de hazıra konsun diye miydi? Tabiki hayır! Meydan boş bırakılamazdı. Punk kendileriyle başladı ve bitti. Bütün güzel anılar onlarla birlikte yerin 6 kat altına girdi. Tüm bu egosantrik savaşlar sürüp giderken bir yerlerde tektonik hareketlenmeler yaşanıyor, sessizce gruplar kuruluyor, şarkılar besteleniyordu…

The Raws Konseri

2000’lerde kurulan gruplar malesef hiçbir zaman (bugüne kadar) gerçek bir dayanışma içerisinde olamadı. Scene içerisinde bir çekememezlik ve kıskançlık havası esiyor, ergenlik bunalımları ve kompleksler ağır basıyordu. Dedikodu, gıybet üretimin önüne geçiyor vakit kaybediliyordu. Gruplar ortak hareket için adımlar atıyor fakat çabalar yetersiz kalıyordu. Bununla beraber Beyoğlu ve Kadıköy dönüşüyor, punk scene kaybediliyor, mekanlar tek tek kapanıyor ya da patronlar para kazandırmadığı gerekçesiyle sahnesinde punk konseri istemiyor, gruplar dağılıyordu. Zevksiz müzik direktörleri ve eleştirmenleri rocknroll’dan boşalan koltuğu oryantal indie rock mafyasına teslim ediyor, gençlik, elektro bağlamanın yeniden keşfiyle beyin tokatlayan garabet bir müziğe teslim oluyordu. Yapacak birşey yoktu. Herkes başının çaresine bakacaktı. İşte böyle post-apokaliptik bir dönemde 2000’lerin başında kurulan Not Made In China ve Türkiye’nin ilk surf grubu Rumble Fish‘in elemanlarından oluşan bir grup kuruldu. O janrda kimseciklerin olmadığı bir dönemde bir yerlerde “en iyisi en kötüsüdür” ve “yaşasın yüksek sesli seksi saldırgan Rock’NRoll mücadele” sloganları atarak bazen çıplak bazen latex pantolon, yelek ve maskeyle pek de matah sayılmayacak ucube sahne şovlarına imza atan, kendilerine garage punk üçlüsü diyen The Raws ilk kez 2007 yılında sahneye çıktı. 2012 yılına kadar ortalıklarda olan çete, 4 yıl sürecek bir sessizliğe büründü.

Bu dönemlerde konser için yurt dışına çıkan gururumuz punk grupları (The Raws dahil) hep göz ardı ettikleri bir şeyle karşılaştı. Kurtuluş için dayanışma şarttı.

BATBATBAT!

Yıl 2016… Ekibe eklenen sürpriz isimle birlikte radikal bir kan değişikliğine giden The Raws şeytanlığın dozunu daha da arttırdı. Geçmişten bugüne Almanya, İspanya, Hırvatistan, Yunanistan gibi birçok ülkede festivallere katılan, turneler yapan ve konserlerde çalan grup, 7” formatında 4 EP yayınladı. Geçtiğimiz günlerde bir EP ve ardından BAT!BAT!BAT! isimli kasetini piyasaya sürdü.

Bu sırada gezegende yaşanan punkın yeniden popülerleşmesi hareketi’nden ülkemiz de nasibini aldı. Pasta büyüktü. Ekonomik krizle yabancı grup getirmekte zorlanan müzik kodamanları ilgiyi ellerinin altında sandıkları yerliye yöneltmişti hazır… Eski dosyalar açıldı, küsler barıştı, varisler uyandı…

Vault 34 Konseri

The Raws 22 Şubat Cuma akşamı yeni kasetlerini ve 45’liklerini seyircileriyle buluştururken sahneyi 2000’lerin en sansasyonel gruplarından Poster-iti‘yle paylaşacaktı. Adından da anlaşılacağı üzere İKİ BELA ALBÜM‘ün lansmanına tek gecede şahit olacaktık.

VE OLANLAR OLDU!

Geceyi unutulmaz yapan şeylerden biri de konserin bir sinema salonunda olmasıydı. Yeni adıyla Vault 34 eski Yeşilçam Sineması ilk kez bir punk konserine kapılarını açtı. Koltukların arasında pogo, seyirciyle iç içe, kan ter içinde, bol gürültülü bir gece ve bumm. Bir punk konserinde olması gereken herşey o gece oradaydı. Diğer yandan perdede TROMA‘nın ünlü filmi Toxic Avenger’ın “2000” yapımı 4. filmi Citizen Toxie oynuyordu. Serinin tamamı bombastiktir fakat bu filmde çok sevdiğimiz mutant süper kahraman Toxie, kendisine tıpatıp benzeyen kötü kopyası Noxie ile savaşmaktadır. Film konser boyunca kesintisiz devam etti. Beraber çaldığımız bütün gruplar, dostlar, arkadaşlar oradaydı. Tek kelimeyle fantastik, toksik ve B sınıfı bir geceydi.

Citizen Toxie

Aynı gece başka yerlerde 90’lar nostaljisi yaşanıyordu…

Not: Bu yazı parçası 22 Şubat Cuma gecesinin tek taraflı, subjektif, yarım yamalak bir özetidir.