Aptulika‘nın Hazarfen-i Ahval‘inden 24 Kasım 2004 tarihli Kerim Çaplı yazısı.

“Aleme gelişimden ne kazandı bu alem
Güzelliği ve şanı artacak mı ben gidersem?
Duymadım bir kimseden bu sırrı söyleyen yok:
Niçin doğdum, ya niçin öleceğim bilemem!”

Ömer Hayyam

Kerim Çaplı

Kasım ayının dördüncü günü, saat 16 suları ve cep telefonumun sesi ortalığı çınlatıyor. Arayan Cumhuriyet gazetesinin kültür servisinden Selcan. Artık medyanın kültür servislerini magazine terfi ettirdiği ortamda Cumhuriyet hala kültür servisini koruyan iki gazeteden biri olma ‘dinozor’luğunu sürdürüyor. İşte Selcan da burada plastik sanatlar üzerine yazıp, çiziyor ve sergi sergi geziyor. İyi bir rock dinleyicisi olması sebebiyle müzik dünyasında olup, bitenlere de dikkati açık… Selcan telefonda bana, “Kerim Çaplı ölmüş diyorlar, sen böyle bir şey duydun mu?” diye soruyor. Eskiden beri malumdur, rock’çılar hakkında asparagas haberler üretilir ve dilden dile dolaşır. Kulaktan kulağa misali öyle bir yayılır ki, en sonunda üreten kişi bile inanır. Bu da onlardan biri olabilirdi diye düşündüm ve telefonla eşi dostu aradım. Gür Akad’dan onun öldüğünü ve ikindide de cenazesinin kalktığını öğrendim. Selcan’a haberi doğruladığımda, “Haber yapacağım ama internette hakkında en ufak bilgiye ulaşamadım.” Diyen yakarışı aldım. Bir haftalık uğraşın sonunda internet denilen sözüm ona iletişim harikasının içinde dişe dokunur bir bilgi yoktu. Bir iki yerde geyik ötesine geçmeyen, şaçma sapan denetimsiz bilgi kırıntıları vardı, o kadar. Evet Türkiye’nin en önemli müzisyenlerinden biri ölüyordu ve hakkında en ufak bir kayıt bulunamıyordu.

Kerim Çaplı

İstanbul’da ilk rock barların kurulduğu yıllarda ismi efsaneleşen Kerim Çaplı’yı kah gitarıyla, kah davulun başında görürken ustalığına şapka çıkarmamak olanaksızdı. Bu gizli kahramanı tanımamıza bir anlamda rock bar furyası imkan verecekti. Sahneden indiğinde kendi halinde sessiz ve derinden bu insan yeteneklerine karşın mütevazi bir kişilikti. Kimse onun Jimi Hendrix’le aynı sahneyi paylaşmış olduğuna bile olasılık şansı veremezdi, ta ki sahneye çıkıp gitarını duyana kadar. 1979 yılına kadar Los Angeles ve New York’da müzik hayatını sürdüren Çaplı, muhtevasında Jimi Hendrix’le birlikte çalmasının da olduğu bir sürü anısıyla birlikte 80’lerde ülkesine dönmüştü.

Kerim Çaplı

Büyük müzik adamı Erdoğan Çaplı’nın oğlu olarak 17 Ocak 1949’da İzmir’in Karşıyaka’sında dünyaya gelen gitarist, 6 yaşında ailesiyle birlikte ABD’ye gidecekti. Akademisyen kişiliğiyle öne çıkan babasının katkılarını kendi gençlik meraklarıyla taçlandırarak iyi bir rock gitaristi olmaya adım atacaktı. 1967 yılında ilk olarak The Sundowners grubunu kuracaktı. Ardından bunu The Monkees topluluğu takip edecekti. ABD’de Kim Copli adıyla 70’li yıllarda bir çok grupla çalıştı ve plak kayıtlarında da çaldı. 6 yaşında ayrıldığı memleketine 80’lerin başında gelen Kerim Çaplı, plak piyasının dışında kalan ama bilenlerin konserlerini tıka basa doldurduğu bir çok rock grubunda çalacaktı. Bunların yanı sıra Mazhar Fuat Özkan, Nur Yoldaş, Nükhet Duru, Seyyal Taner, Şerif Yüzbaşıoğlu gibi müzisyenlerinde hem eşliğinde hem de plak kayıtlarında çalacaktı. Ve tabi ki eskilerin efsanevi ismi Orhan Atasoy’la birlikte çalışmasını da burada zikretmeden geçemeyiz hani…

80’li yılları nihayete erdirirken ufak çaplı canlı müzik mekanları yerini rock barlara bırakacaktı. Bu dönemde onu bar grupları arasında ayrı ve seçkin bir yeri olan Blue Blues Band’da görecektik. Yavuz Çetin’in de yer aldığı bu grubun dışında Kerim Çaplı Band ve Karpuz adlı gruplarda da çalmaya devam etti. Geçen yıla kadar aktif olarak müzik hayatına devam eden sanatçı, rahatsızlanarak sahnelerden uzaklaşmıştı. 2 Kasım, salı günü de beyninde ödem oluşması sebebiyle onu kaybedecektik.

Kerim Çaplı Çocukluk

O sadece Hendrix’le değil, birçok dünya devi ile de birlikte çalmıştı. Pek kimse bilmese de yakın dostlarından öğrendiğime göre Neil Young da bunlardan biriymiş. Başkası bunlardan birini yaşasa havasından yanına yaklaşılmazdı. Ama o böbürlenmek bir yana sadece sahnede çalarken Kerim Çaplı efsanesi başlardı. Ülkemizde de usta müzisyenlerin vazgeçilmez elemanıydı. MFÖ’nün Rumeli Hisarı konserinde, davula geçecekti. Konser saati gelir, ancak o yoktur. Son ana kadar beklenir ama nafile… Olacak gibi değil, konsere başlarlar. Her ihtimale karsılık akustik gitarların ağırlıkta olduğu slow bir parçayla başlarlar. Kim bilir belki gelir de davula geçer diye. Fakat o da ne, Kerim Çaplı en önde oturmuş, konseri izlemektedir. Konserde çaldığını unutup üstüne üstlük bir de seyirci olarak gelmiştir. Mazhar Alanson; “Kerim, ne yapıyosun orda, gel çalalım” deyince hiç bir şey söylemeden davulun başına geçer. Aslında unutkanlığı mıdır, yoksa kapıdaki görevliye “ben davulda çalıyorum.” Dediğinde aldığı bir “hastir” yanıtı mıdır, onu seyirci koltuğuna oturtan bilinmez ama Kerim Çaplı’nın bu tip vakaları hayli yekunludur. Bodrumda çaldığı bardaki barmene bir ay boyunca “Merhaba biz sizinle tanışmadık galiba, rica etsem bir kahve verebilir misiniz?” demesi ve o barmenle bir yaz boyunca günde iki kere tanışması ve her daim unutması da ayrı bir hikayesiydi. Mojo’da grubuyla çalarken, bir dinleyicisinin “Çok güzel gitar ve davul çalıyosunuz” iltifatına “Benim asıl branşım piyanodur” demesi de unutulmazlar arasındaki yerini alacaktı.

Müziğin renkleri arasında Blues’un yeri centilmenliktir. O müzikte bir solo atılırken şiir yazılır. Büyük laflar bir araya gelir, tepelerden aşağıya bir dağ iner. İşte ben bunu hissederim.” diyen Çaplı’yı ebediyete yolcu ederken, dünyanın daha da tenhalaştığını hissediyoruz.

Aptulika’nın kendi web sitesi olan “aptulika.com”da seneler önce yayınlanmış ve şu an bulunamayan bu yazı, internet çöplüğünde kaybolmaması adına tarafımızca yeniden yüklenmiştir.