Yaşamak sanattır, yaşanılan ve yaşanılmakta olan her hayat bir sanat eseridir, üzerinde yaşadığımız evren bir sanat sergisidir. Beynimizde kıvılcımlanan elektrik akımı oluşturarak düşünmemizi sağlayan her nöron, nefes aldığımızda içimize çektiğimiz her hava partikülü yaşama sanatının icra edilmesine yardımcı olan aletlerdir. Görmemizi sağlayan ışık gitar teli, yaşama enerjimizi veren sindirdiğimiz karbon bazlı yiyecekler ara kablo, duymamızı sağlayan kulak kemiklerimiz pena sayılabilir.

Antik Yunan Heykeli

Dünya üzerinde milyarlarca insan tarafından çok özgün sanat eserleri icra edildi, hepsi sayesinde büyük insanlık sanatı durmadan ilerledi. Bitkisel hayatta ölmeyi bekleyen insan, Afrika’da açlıktan ölmek için 3 yaşına girmeyi bekleyen çocuk, doğmadan hastalık kaparak ölen bebek bunların hepsi çok değerli sanatçılardır ve ölü veya canlı her insan hayatında bir şeyleri sembolize ederler. Behance çizerler için Bandcamp ve Spotify müzisyenler için GitHub yazılımcılar için nasıl sanatlarını sergiledikleri bir portfolyo görevi görüyorsa sosyal medya hesaplarının çoğu da bu görevi yaşama sanatının sergilenmesini sağlayarak görmektedir. Sosyal medya yaşam sanatının simülasyon merkezidir. Resimdeki tuval, yaşam sanatındaki sosyal medyaya karşılık gelir. Gerçek hayatta rahatça değiştiremediğimiz noktaları gerçek hayat simülasyon merkezi üzerinde istediğimiz noktalara yakınsayabiliriz. Farklı yaşam eserlerini sanki gerçekmiş gibi bir deney ortamında var edebilir, istediğimiz ideallerin bir kopyalarını yansıtabiliriz. Yaşama sanatının icra edilmesinde sembolizm büyük önem taşır. Sanat eserinde dışa vurulmak istenen şey her yaşamın içindeki sembolizmde gizlidir. Müzik türlerindeki “xxx rock” ibaresi insanları nitelendirirken kullanılan sıfatlara tekabül eder ve insan bedenindeki yönelimlerin oluşturduğu sembolizmlere bağlı hareket ederler. Çok azımız gerçekten yaşarken kendisine dışardan bakarak yönelimlerin oluşturduğu sembolizmi sorgulamaya ve anlamaya çalışabilir, çok çok daha azı onları değiştirip kontrolü kendi eline alabilir ve kendi sanatını gerçekten kendi isteğiyle şekillendirebilir.

Plato

Mesela Platon’a göre dünya sürekli bir değişim içerisindedir. Mevsimlerse bu değişimi yansıtır. Hiçbir şey kalıcı değildir: binalar çöker, insanlar, hayvanlar, ağaçlar yaşar ve ölürler… Şu “AN” bile aldatır. Gördüklerimiz, hissettiklerimiz ve aldığımız tatlar bile zaman zaman bizi yanıltabilir. Çölde su gibi gözüken şey seraptır, bugün tatlı gelen yarın ekşi gelir. Heraclitus’a göre aynı nehirde iki kere yıkanılmaz. Sokrates ile olan diyaloglarında Platon materyalistik dünyaya güvenilemeyeceğini çünkü durmadan değiştiğini belirtmiştir. Fakat Platon aynı zamanda bu dünyanın tek gerçeklik olmadığını savunmuştur, Platon’a göre yalancı ve güvenilmez dünyanın arkasında gerçek ve kalıcı bir “Idea/Form” dünyası yer almaktadır. Platoncu Form’daki bir üçgeni düşünelim. Matematiksel dünyada kusursuz olarak temsil edilebilen üçgen formu, gerçek dünyada çizilmeye ve yansıtılmaya kalktığında asla ve ASLA ideasındaki gibi muhteşem ve KUSURSUZ olmayacaktır. Sadece ordaki sembolizme göre yakınsanacak şekilde çizilebilecektir. İdealar sonradan öğrenilemez sadece hatırlanabilir. Gerçek hayatta var etmeye çalıştığımız yaşamı da farkında olmadan hatırladığımız yönelimler üzerine sembolleyerek ilerletebiliyoruz. Özümüzde bulunan arkaplanda içimize işlenen sembollerle bir yerlere varmaya çalışıyoruz. Bu yüzden kendimizi tanımak sembolizmleri, sembolizmler yaşamın kaynağını, yaşam da bize sanatı öğretir. Bu üç kavram birbirinden ayrı DÜŞÜNÜLEMEZ!