Alanlarımızı paylaştığımız herkese,

Geçen haftalarda çeşitli sanat kolektifleri olarak ortak yazdığımız metinden sonra, Peyote işletmesinin talihsiz ve samimiyetsiz açıklamasını gördük. İşletme, hadsizliğiyle sınırları zorlayan açıklamasında, konunun ciddiyetini tacize uğrayan arkadaşlarımızdan daha iyi bildiğini vurgulayacak kadar ileri gitmekten dahi çekinmedi. Metinlerinde bahsettikleri “eşitlik mücadelesi”, maalesef bir kez daha ataerki duvarına çarptı. Ne acıdır ki tacize ve sömürüye karşı sessiz kalmama cesaretini gösteren kadınların ve onlarla dayanışma içinde olanların isyanı, bir “saygısızlık” olarak nitelendirildi. Bizlere yöneltilen bu cevapları, hayatımızın pek çok noktasında karşımıza çıkan, sessiz kalmadığımız ve mücadele ettiğimiz davranışların bir kopyası olarak yakından tanıyoruz. Maalesef Peyote yönetimi de kadınları susturmak, itibarsızlaştırmak, kendi “erkek” adaletlerine güvendikleri için hukuki süreçle tehdit etmek gibi, en bilindik eril tahakküm yöntemlerinin arkasına sığınmayı seçti. Yaşanan süreçler bu ikinci metnin yazılmasını gerekli kıldı. Sessiz kalmanın başka mağduriyetler yaratacağını bildiğimiz için sesimizi çıkarıyoruz.

Sürecin en başından itibaren önceliğimiz taciz edilen arkadaşlarımızın güvenliği, isimlerinin gizli kalması ve yeni mağduriyetler oluşmamasıydı, hâlâ da böyle. Bununla birlikte, Peyote işletmesinin “fısıltı gazetesi ve dedikodu makinası” dediği, üstünü örtmeye ve muğlaklaştırmaya çalıştığı, aslen iki kadın arkadaşımızın maruz kaldığı sistematikleşmiş tacizdir.

Bu durumun Peyote bünyesinde çalışan herkesi zan altında bırakmasını istemiyoruz; bahsedilen tacizi, Peyote Nevizade’nin işletme ekibinden bir şahıs gerçekleştirmiştir.

İşletme yetkililerinden olan erkek şahıs, 2018’in Nisan ayında söz konusu mekânda garson olarak çalışan bir kadın arkadaşımıza erkek arkadaşı hakkında “sevgili misiniz, yoksa sadece sevişiyor musunuz” gibi sorular yöneltmiş, arkadaşımız bu soruları niçin sorduğunu sorguladığında ise “Peyote çalışanlarının bir aile olduğunu” iddia etmiştir. Bunun üzerine işten ayrılmaya karar veren arkadaşımız, ayrılmaması için psikolojik baskıya maruz bırakıldıysa da hemen istifa etmiştir. Aynı şahıs, mekânla ilişkisini artık müşteri ve müzisyen kimlikleriyle sürdüren arkadaşımızı, ilerleyen zamanlarda da herkesin ortasında, mekânın terasında, hatta DJ kabinindeyken bile yanağından öpmek, sarılmak gibi birçok rıza dışı temasla taciz etmiştir. İşletmenin son bir senede, sanatçılar arasından tamamen keyfî biçimde belirlediği bazılarına ödeme yaptığı, kapısı yalnızca içeriden ve işletmecinin kontrolündeki bir düğmeyle açılabilen ofiste bulundukları sırada, bu şahıs flörtöz bir tavırla “uyuşturucu alıyor musun/aldın mı” gibi kendisini hiçbir şekilde ilgilendirmemesi gereken sorular sorarak arkadaşımızı rahatsız etmiş ve mekânın yönetiminde olmanın sağladığı iktidarı her defasında kötüye kullanmıştır. Şahıs son olarak, yine arkadaşımızın da sahne aldığı bir organizasyonun sonunda, sabah 04:00 sularında; ücretini almak için yanına gelen arkadaşımıza “sahnede çok güzeldin, çok güzel gözüküyordun” gibi sözler sarf etmiş, arkadaşımız ücretini almak istediğini tekrar belirttiğinde ise “sen de amma paragöz çıktın, burada bir şey söylüyorum” diyerek izinsizce yüzüne dokunmuştur. Orada bulunan başka bir arkadaşımız, bunun bir taciz olduğu konusunda arkadaşımızı uyarmış ve olaylar büyümüştür. Sözlü ve fiziksel tacizlerle yetinmeyen şahıs, arkadaşımızın çeşitli mekânlarda sahne alan bir müzisyen olmasına ilişkin de ”buralarda garsondun, bak şimdi nerelerdesin” gibi küçümseyici ve rahatsız edici yorumlarda bulunmuştur.

Tacize maruz kalmış bir diğer arkadaşımızın da mekânla hatıraları eskiye dayanmakta. Daha önce mekânda sürekli çalan bu arkadaşımız, son senelerde mekânla işbirliği içerisinde bağımsız etkinlikler düzenlemeye başladığında, özellikle organizasyon yönetiminde ve kurulan iletişimde işletmenin davranışlarından rahatsızlık duyduğunu, her defasında bunlara katlanmak, durumu o günlük idare etmek zorunda kaldığını anlatıyor. Söz konusu şahsın davranışlarının zamanla daha da rahatsız edici bir hâl aldığını belirten arkadaşımız, vücut dilinin – bir “abi” yaklaşımının aksine – kendisini tedirgin etmeye başladığını ve bu meselenin, sanki herkesin bildiği ancak sesini çıkartamadığı bir duruma dönüştüğünü ifade ediyor. Arkadaşımız, ödeme almak için işletme odasına girmek zorunda kaldığı zamanları “içeri gireceğim, birkaç dakika bu duruma katlanacağım ve çıkacağım” diye düşünerek atlattığını aktarıyor ve olayların geldiği durumu düşündüğünde, o zamanlar konumlandıramadığı için sessiz kaldığı bu davranışları dile getirememiş olmanın üzüntüsünü yaşıyor.

Bu arkadaşımız, düzenlediği bir etkinlikte, yine etkinlik kapsamında halledilmesi gereken işleri konuşmak üzere odaya girerek sandalyeye oturduğunu, işlerin hallolmasını beklerken birdenbire kendisine sorulan “seks hayatın nasıl gidiyor?” sorusuyla afalladığını, yaşadığı duygu karmaşası ile durumu geçiştirerek odadan çıktığını ve soru sorulurken takınılan “sırıtışı” hafızasına kazıdığını, bunun üzerine günlerce düşündüğünü anlatıyor. Arkadaşımız, yaşadığı bu süreçte, şahsın taciz ederken profesyonel konumundan faydalandığının, birçok örnekte sanatçıların bahsi geçen hareketlere ve sözlere karşı gelinemezmiş gibi bir durumda kalarak çalıştığının, etkinliklerimizde yaratılan güzel duyguların kullanıldığının ve hatta yönetimin gözünde hiçbir anlam ifade etmediğinin farkına vardığını söylüyor. İyi niyetinin suistimal edilmesi sonucu güven duygusunun yerle bir olduğunu aktaran arkadaşımızın yaşadığı bu süreç, hiyerarşik baskı ve tacizin birebir tasviri niteliğindedir.

İlk bildirimizin akabinde, gerek bu mekânda müşteri kimliği ile bulunmuş, gerek orada çalmış / çalışmış kişilerden de durumun farkında olduklarına ve benzer olaylara maruz bırakıldıklarına ilişkin dönüşler aldık.

Bu gibi durumlar elbette sadece söz konusu mekânda yaşanmıyor. Bizler biliyoruz ki tüm özel ve kamusal alanlarda hiyerarşik yapılar ve statüler kullanılarak tacizler normalleştirilmeye çalışılıyor; abilik, kardeşlik adı altında bu davranışların üstü kapatılıyor.

Kimse karşısındakinin açık rızası olmadan bedenin herhangi bir yerine dokunamaz. İşletmeciler işini sergilemiş bir sanatçıyı, sanatçı nezdinde kişisel bir yakınlık ve samimiyet ilişkisi olmadığı sürece “kutlama” bahanesiyle öpemez, ona sarılamaz, flörtöz tavırlar sergileyemez. Çalışma ortamında bir kimsenin işletmeci sıfatına sahip olması, ona çalışanlarının özel ve cinsel hayatına dair sorular sorma hakkı tanımaz. Kişisel alan sınırlarının ihlalini hiçbir “kutsal aile” yapısı onaramaz. “Abiliğinize” değil dayanışmamıza güveniyoruz.

25 yıllık geçmişinde hem politik olarak aldığı tavır, hem de müzik sahnesine yaptığı katkılar bakımından değeri inkâr edilemeyecek mekânı bugün yönetenlerin aksine, tacize uğrayan arkadaşlarımız, istismar ve sömürünün tüm boyutlarıyla bütünlüklü olarak ele alınması gerektiğini bilecek politik bilince sahip. Bu bakımdan, maruz kaldıkları tacizin yanı sıra; hem bu işletmede, hem de bir “alternatif” olma iddiası taşıyan diğer mekânlarda kronikleşen sömürülerin beraber dile getirilmesini uygun buldular.

Tam da bu sebeple, ekonomik bir sömürüden de bahsettik. İşletme sorumlularının ise sosyal çevreleriyle yaptığı şahsi görüşmelerde, “tek derdimizin para olduğunu” iddia ettiğini öğrendik. Oysaki işletme, mekânla arasında gönül bağı hisseden bu müzisyenlerin senelerdir “sembolik” denebilecek ödemelere razı olduğunu bilmektedir. Bizler, bu mekânın ve bir kişinin hatırası uğruna razı olduğumuz “sembolik” rakamların, bizlere karşı kullanılmasından işletme adına utanç duyuyoruz. Tacizi yaşayan kadın arkadaşlarımızın ise emeklerinin karşılığı olan ücreti aldığı zamanlarda yaşadıkları zorluklar, baskı ve güvensizlik, hiçbir samimiyetleri olmamasına rağmen işletmeci tarafından yöneltilen, son derece kişisel cinsel sorular, konuların birbiriyle ne kadar bağlı olduğunu özetlemektedir.

Sorumluluğunu üstlenmeye hazır olduğumuz ve iletişim problemlerimizden kaynaklanan önemli bir hata sonucunda, onayı alınmaksızın bildirimizin imzacıları arasında ismine yer verilmiş olan Sitdownanddance plak şirketinden de bu vesileyle özür dilemek isteriz. Fakat, bu duruma dair yaptıkları açıklamanın, söz konusu işletme tarafından fırsatçı reflekslerle, dakikalar içerisinde sosyal medya hesaplarında paylaşılıp bir “koz” olarak ve hiçbir yanıt vermedikleri tacizin ve sömürünün üstünü kapatmak için kullanılmaya çalışıldığına dikkat çekmekte fayda görüyoruz.

Her konuda güvenliğimizi yok sayan bu mekân yönetiminin, kendisini savunmak için başvurduğu kavramların arkasında dönen sömürü düzenini görüyoruz. Alanlarımızı korumanın ve bize dayatılanları sorgulamanın vakti çoktandır gelmişti ve bu yüzleşme kaçınılmaz olarak gerçekleşmekte. Güncel politik atmosferde kendimize güvenli alanlar açmaya çalışan insanlar olarak bu alanlarda tacize, sindirilmeye, iktidar mekanizmalarının sistematik şiddetine sessiz kalmıyoruz. İktidar sahiplerinin değil, ezilenin yanında durarak dayanışmayı büyüteceğiz.

Biz tacizin ve sömürünün sonuna kadar karşısında olan kişiler olarak, tüm sömürü ve istismar biçimleriyle bundan sonra da mücadele etmeyi sürdüreceğiz. Parçası olduğumuz alternatif kültürün içerisinde kendimize ve üretimimize, daha sağlam temellerle, özgür ve güvenli bir alan inşa etmek için çaba sarf edeceğimizi; bu doğrultuda, özeleştiriyi elden bırakmadan hem kendi davranışlarımızı hem de çevremizdeki ilişki biçimlerini gözden geçireceğimiz, tartışacağımız, tanıklıklarımızı ve deneyimlerimizi paylaşabileceğimiz, herkese açık forumların çağrısını en kısa zamanda yapacağımızı tüm ilgili kamuoyunun bilgisine sunarız.

Peyote'ye II. Reddiye!

Peyote'ye II. Reddiye!

Peyote'ye II. Reddiye!

Peyote'ye II. Reddiye!