Son dönemlerde uzun soluklu tartışmalara neden olan bir meseledir gidiyor: Jenerasyon. Kimi topluluklar kendi dönemlerinin değerinin bilinmediğini dile getirirken, başka bir topluluk olaylara daha romantik bakış açısıyla bakıyor. Bir başka topluluk her ikisini de saçma bulurken, bambaşka bir topluluk olayları umursamadan hayatına devam ediyor. Bu toplulukları bağlayan şey punk, ayıran şey ise doğum yılları

Tüm bu toplulukların yer yer kendilerini haklı görmeleri olağan olmakla birlikte, tartışmanın odağı birleştirici unsur olan punk dediğimiz meselenin gerçek ruhundan çok uzak. Dünyanın her yerinde “Antifa” bir tavırla örgütlenen punklar - nazi yanlısı ve punk yapan topluluklar da çoğunluk olmamakla birlikte benzer bir örgütlenme yapısını elbette ki kullanıyorlar.- yaşadığımız ülkede ise tayfacılık ile örgütleniyorlar. Tayfacılık denen şeyin sadece bizim sorunumuz olduğunu, yalnızca bize has olduğunu iddia etmiyorum. Dünyanın her yerinde daha samimi olduğun insanlarla beraber yürümek her zaman olan şey. Fakat ortak değerler üzerinden birleştiğin tüm topluluklar arasında, ırk, cinsiyet, inanç biçimi, yaş gibi önemi olmayan kavramlar mesele edilmezken, bizdeki tayfacılığın keskin çizgileri aramızda böyle sorunlar ortaya çıkarıyor. Dönemlerin tayfaları birbirlerinin etkinliklerine gitmiyor, topluluklar arası bağlar gittikçe zayıflıyor. Ortak değerler üzerinden gösterilen bir mekana karşı gösterilen boykot, konsere gelen seyirci sayısından daha değersizmişçesine tavır sergileniyor. Hatta bir konserde IRKÇI olduğu tüm çevrelerce bilinen birinin varlık göstermesi dahi göze batmaz hale geliyor. Peki bizim coğrafyamızın bir avuç insanının kendi içindeki bu çekişme, ağızlardan düşürülmeyen punk ruhuyla ne kadar bağdaşıyor?

Punk Denen Cemaat-i Müslim

Punk temellerini toplumların ana akım politik, sanat, sosyolojik ve psikolojik tutum ve tavırlarının karşısında duran, “destroy everything!” düsturuyla batı toplumlarında, özellikle İngiltere’de yeşermiş bir kültürel akım. Bu akım kendi içerisinde zamanla farklı alt kültürlerin de ortaya çıkmasına yardımcı olmuş, gitarlı müzikler arasında önemli bir yere de sahip olmuştur. Fakat bu akım sadece müzikten mi ibarettir? ASLA! Hiçbir zaman olmadı, gelecekte olmaması da punka gönül verenlerin yegane anlayışlarından biri olması şahsımca en gerekli tutum olacaktır. Punk’ın dünyanın her yerinde kendine ait bir dayanışma ağı, “do it yourself” felsefesi ile bezenmiş bir üretim biçimi, distro, kollektifler vb. yapılanmalar ile organizasyon ve destek biçimleri geliştirmiştir. Dünya’nın dört bir yanında büyük şirket ve para babalarının desteği olmaksızın konserler, festivaller ve farklı etkinlikler düzenlemekte, bunu yaparken de Punk’ın birleştirici gücünden faydalanılmıştır. Bir müzik akımının kendi içinde böylesine dinamik ve dayanışmacı bir anlayışı oturtması, anarşi felsefesinden beslenen bir akım olmasıyla alakalı olduğu kanısındayım. Punk yapan herkes anarşist midir, ya da punk müziğin varlık alanı bu felsefe ile mi sınırlıdır? Elbette hayır! Fakat tüm bu geliştirilen iletişim ve destek ağının bu felsefenin etkisinde kaldığı aşikar.

Punk Denen Cemaat-i Müslim

Böyle bir felsefe ile beslenen bir akımın coğrafyamızda jenerasyon kavgalarına, rekabet ve kişisel mastürbasyon alanına dönüşmesinin nedeni peki nedir? Öncelikle popüler kültür ve yapılan müzikten beklenilenle çok alakası olduğunu düşünüyorum. Günümüzde bir çok punk grubu müziğini Türkiye sınırlarına çıkarıyor, labellardan albümler bastırıyor, festivallerde çalıyor, turneler düzenleyerek farklı coğrafyalarda varlık gösteriyor. Bu durumdan kaynaklı olarak bazı kişi veya topluluklar yaptıklarını bir üstünlük belirtisi olarak görüyor ya da yapmayan toplulukların bazıları ise bu durumu haksızlık olarak görebiliyor. Öncelikle punk gibi dayanışma üzerinden varlık gösteren toplulukların yurt dışı ile ilgili bağlantılar da dahi dayanışmacı ve paylaşımcı olması gerekiyor. İnsanlar olarak aynı şanslar ve imkanlarla doğup, yaşamıyoruz. Bu akımın içerisinde ise aynı eksende yoğurulup, birlikte varlık gösteriyoruz. Bir birimize olan destek biçimimiz sadece merch almaktan ibaret olmak zorunda değil. Bunların dışında gerçekleşen bir punk etkinliğinin gazetelerde, dergilerde vs. kritikleri yapılırken, bir diğer topluluğun etkinliklerini kimse umursamıyor. Bunun nedeni kişisel ilişkiler ve samimiyet. Bunu hepimiz biliyoruz. Ama bu tavır; kültürü destekliyorum diyen birisi için aşırı iki yüzlü bir tavır. Emek her yaşta, her kesimden insan tarafından verilirken, yalnızca daha tanınmış ya da popüler olmak dikkate almak için önem arz ediyorsa, bu punk felsefesi ile uzaktan yakından alakası olmayan bir durumu yaşıyoruz demektir. Kısacası punk topluluğunun içerisinde kendinecilik fazlasıyla aktif ve bir araya gelmemek için ise herkesin çok fazla bahanesi var. Yerel rockstarcılık oynamak, gerçek punk felsefesiyle dayanışmaktan daha değerli ve önemli çoğu kişi için. Daha büyük isme sahip olmak, daha fazla tanınmak, daha, daha , daha… Elbette müziğinizin duyulmasını arzulayacaksınız, ama en çok duyulan olmaksa derdiniz, kendinize sormanız gereken çok fazla soru olduğu kanaatindeyim.

Punk Denen Cemaat-i Müslim

Daha fazla üretim yapıyor olmak sizi en iyi yapmazken, az üretim yapmak da en kötü yapmaz. “Enlerin” varlık gösterdiği alan punk sahnesi değil. Televizyonlara baktığınız da enlerden, ideallerden, mükemmellerden geçilmiyor. Kötü bir haberim var mükemmeliyetçiliğin yarış kulvarı punk akımı maalesef ki değil. Çok tanınmış olmak, ünlü psikolojisi yaşamak isteyenleri, daha popüler akımların içerisinde daha az tavır sahibi oldukları kulvarlarda koşturmaya davet ediyorum. Birbirini çekememek bu cenaha ait bir cümle değil! Ben kimim ki beni çekemesinler, sen kimsin ki seni çekemeyelim? Daha iyi konserler, daha çok seyirci, daha güzel turnelerdir tüm üretim yapanlar ile ilgili arzum. Fakat kişisel olarak kendinizi parlatmak adına harcadığınız bu kültür tarih boyunca kendisinden nemalanmak isteyen asalaklara orta parmaktan başka bir şey vermemiştir, hatırlatmak isterim!