MİLYON YAPIM MESELESİNE DAİR…

Dün ve bugün dönen maraza dair elbet bizim de edecek bir çift kelamımız var. Uzunca sabrı olan, vakti olan, derdi olan, merak eden, bu işlere kafa yoran varsın okusun.

Yazık ki bu konuda da (artık havasından mıdır suyundan mıdır) bu memleketin herşeyinde olduğu gibi yine karpuz gibi ikiye bölünülüyor: “Milyon-sevenler” ve “Milyon-sevmeyenler” durumu hasıl oluyor. Bir taraf ortalığı yangın yerine çevirirken, öteki tarafda kendi kahramanlık destanını yazmaya çalışıyor. Oysaki konumuz müzik ve aslında iki ana oyuncu var: müzisyen ve dinleyici.

Geri kalan herkes (kendimiz dahil) yardımcı oyuncu. Kendini bunların üstünde gören herkes günü geliyor paparayı yiyor. Bu işin tabiatı böyle… Bu meselenin özü de zaten bu.

Biz şimdi kendi derdimizi açıklayalım da, -yıllardır ve aylardır içimizde tutuyoruz, yeri geldiğinde yakın dostlarımızı uyarıyoruz madem iplik pazara dökülüyor, maraz ortamından -şayet- bir hayır çıkacaksa, bizim de katkımız olacaksa geri durmak bize yakışmaz. Bizim asli derdimiz, oyuna girdiğimiz BİRİNCİ GÜNDEN BERİ üzüm yemek, bağcıyı dövmek değil. Ki bu işlerin “bir” bağcısı da yok, zaten olmamalı. Velev ki bugün böyle bir manzara hakim, şimdi herkes “bu bağ” ve “bu bağcı” üzerine konuşuyor; festival dünyamızdaki monotonluk ve yokluk aynı oradan ”öteki bağcılar”ın da ayıbıdır.

Dedik, amacımız bağcıyı dövmek değil, lakin bizim hukukumuz “bu bağcı” bize el kaldırdığında bozuldu zaten (bu konu somut örnekle geleceğiz).

Milyon’cuların yıllar için ölmekte olan festival hayatını, bu zor memlekette yaşatma gayretini, bu işleri anadoluya yayarak oralarda yeni başka izleyicilere festival tecrübesi yaşatmasını kimse eleştirmiyor; bilakis takdir ediyor, teslim ediyor. Konunun özü bu zaten. Eleştirilen kısım ise bu operasyon sırasında “sektörde” oldukça geniş bir kalabalığa yukarıdan bakan ve çoğunlukla işini kötü yaptığı halde, “koyunun olmadığı yerde kendine Abdurrahman Bey” dedirten zihniyettir. Bu bizim memlekette böyledir evet, ama bunu sineye çekmek hiç bir inancın “farzı” olmasa gerek.

Biz demiyoruz ki ölsünler bitsinler festivaller yapılmasın. Kendileri de tarih de sektör de biliyor ki, biz hep “üreten” ve “geliştirmeye çalışan”, çağdaş muadilleriyle boy ölçüşecek işlerin peşinde olduk. O yola girenlere aklımız ve tecrübemiz el verdiği, misyonumuz vizyonumuz kesiştiği ölçüde (kendimize dahil) “düzgün yapılsın, herkes işini yapsın” diyerek iyi niyetle gittik. Vaktiyle, onlar dönüp bize bakmazken, biz gittik kapılarını çaldık. (buna da somut örnekle geleceğiz)

AMA günün sonunda,

- Her festival gününe yüksek bütçeli 4-5 grup çıkarırken; yeni yetenekleri “bir kaç bine, günü

birlik gel git, (yersen)” diyen,

- Avrupadaki kalbur üstü festivallerde boy göstermiş yerli gruplarımıza “jürili yarışmaya gir öyle

gel” diyen,

- “Bir daha benim festivalimde çalamaz” lafı en popüler 10 cevaptan biri olmuş birinin

profesyonelliği, misyonu, vizyonu doğal olarak su götürür, eleştiriyi hak eder. (Kendisi, anıyla

şanıyla burada kapı gibi dururken, şu memlekette “kariyerini bitiririm” dis’ini başkası yedi ya,

hakikaten öz psyechedelia tam burasıdır.)

Somut yol ayrılığı noktasına gelirsek:

- Türkiye’de ciddi gişesi olan YABANCI bir grubumuz için tarih sordular; “uçak bileti vermeyiz, gelecekleri zaman biz haber verin yanına ekleyelim” dediler peki dedik. Bin bir pazarlık ettiler, peki dedik; onaylanmış konsere iki gün kala “ses şikayeti x belediye” gerçekçesi ile hiç bir ödeme yapmadan 6 ay sonrasına ertelediler, peki dedik; tüm uyarılarımıza rağmen ertelediği konseri 5,5 ay duyurmayıp, konsere iki hafta kala duyurup, sonra da “bu satmıyor iptal ediyorum” dediler. HOP dedik. kötü olduk. “Grup yabancı, bunun uçağı var, yoğun takvimi var, tazminatlı sözleşmesi var bu ne rahatlık” dediğimizde “ben çaldırmadığım gruba para vermem, benim istediğim tarihte benim verdiğim şartlarda çalacaklar” diyince film koptu, şalter attı. Hadi onun “dedikodu” çetelesi kabarık, biz de yedik. Bir de “öbürsü” var. Biz “avane” demiyoruz, aramızda aylardır “iyi polis” diyoruz.

Bizim bu “iki kere” iptal konser ile buhar olan 8.182 EUR’nun hamisi. Süreci başından sonuna bilen, krizi yönetemediği gibi konuyu aylarca sürüncemede bırakıp, telefonlara çıkmayıp, maillere, mesajlara dönmeyip, neden sonra -aylar sonra- “Bu iş Milyon ile çözülmeyecek, zararını ben üstleniyorum; sana mahcubum, diğer gruplarını da bizim festivallerde çıkarmak için elimden geleni yapacağım” diyen.

Cevabımız “Yıllardır dönüp yüzüne bakmadığınız grupların mı, lütfettiniz paşam; önce işinizi düzgün yapın, borcunuzu ödeyin sonra yapılacak bişey varsa gruplarla konuşuruz” diyince de bir tur daha aylarca telefonlara çıkmayan, maillere mesajlara cevap vermeyen. “Borcum borç, zaman içinde ödeyeceğim ama ödedikten sonra hiç bir iş ilişkimiz olmasın” yazdı en son Ocak ayında :) Güler misin ağlar mısın?

Ha sonra dolaylı yollarla bir başka grubumuzun kulağına geldi: “Biz tantana gruplarıyla çalışmıyoruz” demiş, “borcu ödeyene kadar o haklı, ama ödeyince ben haklı olucam”… Ya :) Malumumuz burası katilin “girdi aslanlar gibi yattı” memleketi. Zihniyet bu olunca, borç hukuku da böyle oluyor elbet.

İşte dün bugün, “emek” edebiyatı para eder sevgili dinleyiciler. Başımızdaki kazuleti başımıza saran seçmene birşey diyemediğimiz gibi, festivali sevenlerine ve emekçilerine de saygımız sevgimiz sonsuz. AMA “başındakilerinki” emek de bizim ki lahana turşusu mu?

Asıl derdimizi ve aramızdaki zihniyet farkını ortaya koymak üzere, az daha vaktinizi rica edip; başa dönüyorum:

İyi polis ile 2015 senesi Nisan ayında Kadıköy iskelesinde çay içerken kendisine tüm iyi niyetimle ve ortak fayda maksadıyla döktüğüm dilin özeti şudur: “Bu kadar büyük ismi her sene tekrar tekrar çıkarmanız hem ticari hem stratejik olarak anlamsız; yeni gruplara yer açılması lazım, yeni yıldızlar büyütülmesi lazım ki size de yarasın; bütün dünyada festivallerin asli fonksiyonlarından biri budur; aç bak hangi İngiliz headliner Glastonbury’e en son ne zaman çıkmış, tarihinde kaç kere çıkmış; bu işi siz icat etmediniz, biraz bakın kopya çekin.

Ben promoter değilim; biz üreteceğiz, siz promote edeceksiniz, bu iş böyle. Müzik endüstrisinde para varken, hakkıyla büyümüş 10 isim ve sadece dijitalde viral olmuş yeni 10 isim ile bu işler yürümez; (o zaman instagram bu kadar revaçta değildi) bu işler Facebook ve YouTube reklamlarına terk edilemeyecek kadar mühim ve ince; zaten başka bir medyası kalmadı; ana akım büyük gruplarda bir “ön grup almak”, “el vermek” gibi bir kültür yok. Helal, anadoluda festivaller yapmak gibi bir iş başardınız; “lineup duyurmadan 10.000-15.000 bilet satıyoruz” diyorsun, çünkü kitle eğlenmeye, festivale aç, gel o kitleye başka grupların da olduğunu göster, hem grupların sadakatini hem de vesile olacağınız keşiflerle izleyiciden saygı gör”. Dedik. Çıksın demediniz desin…

Uzun oldu, çala kalem oldu ama anlattık bitti. Meramımız budur. “Abi niye Kuşadası’nda, Zeytinlide sizden kimse yok” diye mesaj atan müzik severler de buraya kadar okudularsa cevapları bulmuşlardır umuyoruz.

TANTANA RECORDS

Tantana Records Milyon Reddiyesi - Bölüm 1

Tantana Records Milyon Reddiyesi - Bölüm 2

Tantana Records Milyon Reddiyesi - Bölüm 3

Tantana Records Milyon Reddiyesi - Bölüm 4

Tantana Records Milyon Reddiyesi - Bölüm 5